
Uyandım. Tek gördüğüm aydı. Kalktım, etrafa bakındım. Karlar içinde bomboş bir kasabadaydım. Üşüdüğümü hissettim. Üstümdeki karları silkeledim. Hiç bir şey hatırlamıyorum. Bu evlerden hangisi benim? Ya da evim var mı burada? Yoksa bir otel mi bulmalıyım? Yürüdüm ayın karda yansıttığı ışıkta…
Duvarları dökülmüş bir binanın içine girdim. Resepsiyonda şeytan vardı. Bir oda lütfen… Öyle bir kahkaha attı ki kendimi zor dışarı attım. Ürperti iliklerime kadar sindi. Yürümeye devam ettim. Işık hüzmeleri saçan bir bina gördüm uzakta. Ona doğru ilerledim. Yaklaştıkça şatafatını fark ettim. Kapısında durdum. Benim olması için biraz fazla şatafatlıydı, yabancı hissettim ama yine de içeri girdim. Resepsiyonda bir melek vardı. Bir oda lütfen… Ne olduğunu anlamadım. Kör oldum. Gözümü açtığımda kendimi kapıda buldum. Binanın ışıkları sönmüş o şatafatı gitmişti. Ay ışığındaki o karlı soğukta, yalnızca yalnızlıktan ürperdi içim.
Kafamı kaldırdım. Terk edilmiş bu kasabada tek arkadaşım yolumu aydınlatan aydı. Yürüdüm, yürüdüm, daha fazla yürüdüm… Bir yazı gördüm. Sadece OTEL yazıyordu. Tek katlı ama uzun bir bina. Çokça da eskimiş. İçeri girdim. Resepsiyonda sadece sönmüş bir mum ve buruşturulmuş peçeteler vardı. Mumu görünce ceketimde sigaramı aradım. Mumu yakmaktan ziyade aklıma bir sigara yakmak gelmişti. Sigaramı yaktım.
Kendime bir oda bulmak için bu uzun otelin uzun koridoruna girdim. Koridor ben sigaradan her nefes aldığımda aydınlanıyor, sonra yine karabasana dönüyordu. Tüm kapılar açıktı. İlk odaya geldiğimde içeride ben ve bir kaç kişi sohbet ediyor, gülüşüyorduk. Sanki başka bir boyuttu. İçerisinin karanlık, soğuk ve yalnızlıkla hiç bir alakası yoktu. Her şey net şekilde görünüyordu. İçeride çok mutlu görünüyordum, rahatsız etmek istemedim. Koridorda yürümeye devam ettim. İkinci odaya geldim. İçeride bir kadınla sevişiyordum, kim olduğunu bilmiyordum. Yerlerde cam kırıkları ve dökülmüş içkiler vardı. Sormadım. İlerlemeye devam ettim. Bir sonraki odaya geldiğimde ailemle yemek yediğimi gördüm. Babamda oradaydı. Kimse konuşmuyordu. Neden bu kadar sessiz olduklarını merak ettim. Girmeye cesaret edemedim.
Yürümeye devam ettim koridorda, tüm odalarda ben vardım. Hep birileriyle bir şeyler yapıyordum. Hiçbirinde yalnız değildim. Ama yalnız hissediyordum. Koridorun sonundaki kapı tekrar dışarıya çıktı. Ay da gitmişti. Artık sadece soğuk ve karanlık vardı.
Anladım… Evet, o an anladım. Bu kasaba benim.
Yorum bırakın