Ben Kimim?

Buğra Dönmez

Kendimi bir sanatçı olarak tanımlamak konusunda hiçbir zaman fazla iddialı olmadım. Yazıyorum, çalıyorum, söylüyorum; ama bunların hiçbirini bir unvan sahibi olmak için yapmıyorum. Belki de kendimi anlatmanın en doğru yolu şu: Kendime yetecek kadar çalıp söyleyen, yazıp çizen bir adamım.

Hayatımın bir tarafında iş, ticaret, sorumluluklar ve gündelik hayatın bütün telaşı var. Diğer tarafında ise kelimeler, şarkılar, hikâyeler ve çoğu zaman kimseye anlatamadığım düşünceler…

Ben galiba hep bu iki dünyanın arasında yaşadım.

Yazarken büyük hikâyelerin peşine düşmektense küçük anların içinde bir şeyler arıyorum. Bir yağmur, eski bir sokak, bir çay ocağı, ay ışığı, bir papatya ya da hiç beklenmedik bir anda hatırlanan bir insan… Bazen küçücük bir şey, zihnimde kocaman bir hikâyeye dönüşebiliyor.

Yazılarımda yalnızlık sık sık karşıma çıkıyor. Fakat benim için yalnızlık, yalnızca yanında kimsenin olmaması değil. Bazen insanların arasında, bazen sevdiğin birinin yanında bile hissedebildiğin bir şey. İnsanın kendisinden uzaklaşmaya çalışırken yine kendi içine dönmesi…

Belki bu yüzden yazdıklarımda geçmişle bugün, gerçeklerle hayaller birbirine karışıyor. Hatırladığım şeylerin ne kadarının gerçekten yaşandığını, ne kadarının zihnimde yeniden şekillendiğini ben de her zaman bilmiyorum. Zaten yazmanın benim için güzel taraflarından biri de bu.

Aşk konusunda da hayat konusunda olduğumdan daha cesur olduğumu söyleyemem. Sevdiğim şeylere sahip olmaktan çok, onları incitmeden sevebilmeyi önemsiyorum. Bir çiçeği koparmaya kıyamamak kadar basit bir şey bile benim için bazen insan ilişkilerinden daha fazla şey anlatabiliyor.

Ölüm de zaman zaman yazılarımın arasından geçiyor. Onu yalnızca bir son olarak düşünmüyorum. Bazen hayatın ağırlığını, bazen özgürlüğü, bazen de insanın kendi varlığını sorgulamasını temsil ediyor. Karanlık şeyler yazıyor olsam bile bunun sebebinin hayattan vazgeçmek değil, tam tersine hayatı anlamaya çalışmak olduğunu düşünüyorum.

Benim için sanat biraz da burada başlıyor.

Bir şeyi mükemmel yapmakta değil; içimde biriken şeyi dışarı bırakabilmekte.

Bu yüzden kendimi “yazar”, “müzisyen” ya da “sanatçı” gibi kelimelerin içine tamamen sığdırmaya çalışmıyorum. Bunlar benim için kimlikten çok araç. Bazen bir şarkı söylüyorum, bazen birkaç satır yazıyorum, bazen bir hikâyenin içine saklanıyorum.

Belki de bütün bunları yalnızca kendime yetecek kadar yapıyorum.

Çünkü bazı insanlar sanat yapmak için değil, kendilerini kaybetmemek için sanat yapar.

Ben de onlardan biriyim.