Her zaman ki gibi…

Boğuk ve yağmurlu bir gündü. Sokakta ne insan vardı ne de gürültü. Sadece yürüyüşüm ve yağmurun şapırtısı. Eski bir iş hanının giriş katındaki çay ocağına sığındım. Dükkanda sadece iki adam vardı. Bardakları dizmekte olan bir çaycı ve eskimiş çift kişilik koltukta oturan bir amca. Çay söyledim. Ahşap küçük tabureler gözüme rahatsız göründüler. Koltuğa oturmak istedim. Amcanın yanına gittim.

-Oturabilir miyim?

Bir şey demedi, sağa kaykıldı. Oturdum, çayım geldi. Şeker istemedim. Bir yudum aldım. Amcaya baktım bıyıkları sarıydı. Sigara içiyor demek ki, rahatsız olmaz diye düşündüm ve sigara yaktım. Biraz sonra konuştu.

-Hasta mısın?
-Yok, değilim.
-O zaman bi derdin var.
-Yok amca, sadece biraz yorgun hissediyorum.
-Kaç yaşındasın?
-Otuz.
-Genç adamsın, taşı sıksan suyunu çıkartman lazım. Bu yaşta ne yorgunluğu?

Biraz sert söyledi. Haddini aştığını düşündüm, kızdım. Bir süre konuşmadım. Sigarama asıldım. Çayımdan iki yudum daha aldım. Ardından, belki de kötü niyetle söylemedi diye düşündüm ve cevap verdim.

-Sadece ruhum yorgun.

Çaycı bana baktı.

-Bişey mi istedin abi?
-Yok hocam.

İşine döndü.

Sağıma baktım amca falan yoktu. Bir an afalladım. Şaşkınlıkla çaycıya baktım. Görmedi, hala bardakları diziyordu. İçimden, neyse siktir et dedim.

Her zaman ki gibi…

Yorum bırakın